Noel Kerns Dallas’lı bir müzisyen. Gitar/vokal olarak müzik alanında
çalışmaları var ve Dallas’ta Mavi Ayı olarak bilinen grupla beraber çalmakta.
Ancak benim dikkatimi Kerns, müziğiyle değil fotoğraflarıyla çekti. Herhalde
fotoğrafçı olmamdan dolayı ki bu çok daha ilgi çekiciydi benim için. Çünkü
fotoğraf üstüne olan çalışması çok güzel ve daha önce hiç rastlamadığım
bir çalışma.
Kerns Texas’ta terkedilmiş yapıları fotoğraflamakta ve bunu genelde
gece yapmakta. Terkedilmiş, oteller, benzin istasyonları fabrikalar hatta terkedilmiş bir uçak, kısaca
terkedilmişliği fotoğraflıyor ve bunu kilometrelerce yol gidip arayışlar
sonunda bulup fotoğraflıyor.
İşte Kerns’in fotoğraflarından birkaç tanesi. Daha fazlası
için sitesini ziyaret etmelisiniz yaptığı müziği dinleyenler içinde youtube’dan
bir video aktarıyorum.
Oliver
Percovich tarafından Afganistan Kabul’de hayata geçirilmiş bir sivili toplum
örgütü ve projesidir. Taliban yönetiminde olan Afganistan’da kız çocuklarının
bisiklete binmesi yasak. Avusturalyalı bir kaykacı olan Oliver, Afganistan’lı
sevgilisinin Kabul’deki çocukları için bir şeyler yapmak için ülkesine geri dönmesinin ardından Oliver’de sevgilisini yalnız bırakmayıp, Afganistan’a gidip
Skateistan projesini geliştirimiştir.
Şüphesiz ki savaşın en çok zarar görenleri çocuklardır. 11 Eylül saldırılarından hemen sonra Amerika Taliban yönetimindeki Afganistan'ı cehenneme çevirdi. Başta çocuklar için olmak üzere tek gerçeklik savaş oldu. Çocuklara yaşadıkları korkuları unutturacak, geleceğe daha da özgüvenle bakmasını sağlayacak, onlara oyun oynatacak bir proje gerekiyordu; Skateistan.
Skateistan,
bir kaykay eğitim merkezi olarak hayata geçirilmiştir. Bu merkezde, çocuklara kaykay
eğitimleri verip onlara özgüven aşılama çabasına girişilmiştir. Merkezde sadece
kaykay eğitimi yok, sanat eğitimleri, üretme atölyleri gibi bir çok eğitim mevcut. En önemlilerinden biri de Okula Dönüş” projesi. Proje ile göç veya başka sosyal nedenlerle
eğitimlerine devam edemeyen çocukların okula geri dönmeleri için çalışmalar
yapılıyor. Eğitimden geri kalmış çocuklara, üç dönemlik hızlandırılmış
programlarla arkadaşlarına yetişme fırsatı veriliyor. Buradaki çocukların yaşları 5-18 arasında değişmektedir. Çoğunluğunu erkek çocuklar oluşturasa da oranlar neredeyse eşit. %40'ın üzerinde kız çocuğu bulunmakta.
Skateistan Kabul merkez olmak üzere yine Afganistan'da Mazhere Serif bölgesinde ve Kamboçya'da olmak üzere 3 ayrı yerde faliyet göstermektedir.
Skateistan ulusal ve uluslararası bir sivil toplum kuruluşlarından aldığı bağışlarla işlevliğini yürütmektedir.
Yine bilindik bir hikâye ama
eskilerden hatta Yılmaz Güney’in başrolünde oynadığı bir filmi var. Hikâyemizde
sürüye hükmetmesiyle tüm köylerde nam salmış çoban Selim, Hüseyin ağanın kızı Hatice’ye aşıktır.
Bu aşkına da Hatice’den karşılık bulmuştur. Ancak Hüseyin ağa bu evliliği
istememektedir ve Selim’e bir şart koşar. Sürüye bir gece boyunca sadece tuz
yedirilecektir ve sürüyü Kızılırmak’tan karşıya tek tamla su içmeden geçirmesini
ister eğer başarırsa evlilik gerçekleşecektir. Tabi hikâyemiz bu çerçevede
çiziliyor ama içerisinde başkaca detaylarda mevcut.
Hikâye böyle peki oyun nasıl?
Oyun tek perdelik bir müzikal –evet müzikal diyebiliriz-. Ama uzun bir
müzikal, tek perdelik bir oyun için kimilerini biraz
yorabilir, sıkabilir. Oyun biraz daha kısaltılabilirdi diye düşünüyorum. Diyalogların
az olduğu, koyunların dans kareografisinin bol olduğu bir oyun. Oyunda sesler
gayet başarılı bu başarının başını da karakoyunu oynayan Ezgi Bektaş çekiyor.
Oyunda en başarılılarından birisi de dişi çoban köpeğidir. Mimikler,
hareketler, bakışlardaki ifadeler her şey harikaydı. Dekor sadeydi zaten koroyla birlikte kalabalık
bir oyun, sahnede yapılan dansları
düşünüce sade olması da gerekiyordu. Bu
müzikali bu sezon boyunca Devlet Tiyatroları İstanbul sahnelerinde izleyebilirsiniz.
Bir ihtimal daha var, son bir dans belki arkamızda bıraktığımız kötü hayatımızı sonsuza dek unutturacaktır.
Son Tango Arjantin'in askeri darbe döneminde geçen bir hikaye, bir aşk hikayesi. Aslında aşk hikayesi gibi görünse de içeriğinde darbe döneminin zorluklarını yansıtan, 80'ler Türkiye döneminin işkencecilerinin başka bir bedende ruh bulmuş hallerini de görebiliyoruz. Ama oyuna hakim olan ise fakir olan Pedro ve Maria'nın aşkı. Hikaye tanıdık ama elbette katilin kim olduğunu söylemeyeceğim sadece oyundan aldığım notları sizlerle paylaşacağım.
Oyun kalabalık kadrosu olan bir oyundur. Sahnede, usta bir isim olan Edward Aris ve ekibiyle çalınan canlı müzikler eşliğinde büyüleyici dansların edildiği bir oyun. Oyuncuların sahne performansı gayet iyi. Hele Pedro'yu oynayan Barış Yağcı'nın ses tonu gerçekten çok etkileyicidir. Dekor tasarımı ve ışık o kadar ustaca hazırlanmış ki sahnede gerçekten sislerin içerisinde bir rıhtım görebilirsiniz. Kostümler o dönemin Arjantin'ini anlatıyor mu bilmem ama Arjantin'i anlattığı kesin. Oyunun dikkat çekici bir yanı ise, siz salonda yerlerinizi almaya başlarken, oyuncularda sizi sahnede karşılıyor olacaktır. Son olarak demem o ki, gidin bu güzel oyunu izleyin!