Yine bilindik bir hikâye ama
eskilerden hatta Yılmaz Güney’in başrolünde oynadığı bir filmi var. Hikâyemizde
sürüye hükmetmesiyle tüm köylerde nam salmış çoban Selim, Hüseyin ağanın kızı Hatice’ye aşıktır.
Bu aşkına da Hatice’den karşılık bulmuştur. Ancak Hüseyin ağa bu evliliği
istememektedir ve Selim’e bir şart koşar. Sürüye bir gece boyunca sadece tuz
yedirilecektir ve sürüyü Kızılırmak’tan karşıya tek tamla su içmeden geçirmesini
ister eğer başarırsa evlilik gerçekleşecektir. Tabi hikâyemiz bu çerçevede
çiziliyor ama içerisinde başkaca detaylarda mevcut.
Hikâye böyle peki oyun nasıl?
Oyun tek perdelik bir müzikal –evet müzikal diyebiliriz-. Ama uzun bir
müzikal, tek perdelik bir oyun için kimilerini biraz
yorabilir, sıkabilir. Oyun biraz daha kısaltılabilirdi diye düşünüyorum. Diyalogların
az olduğu, koyunların dans kareografisinin bol olduğu bir oyun. Oyunda sesler
gayet başarılı bu başarının başını da karakoyunu oynayan Ezgi Bektaş çekiyor.
Oyunda en başarılılarından birisi de dişi çoban köpeğidir. Mimikler,
hareketler, bakışlardaki ifadeler her şey harikaydı. Dekor sadeydi zaten koroyla birlikte kalabalık
bir oyun, sahnede yapılan dansları
düşünüce sade olması da gerekiyordu. Bu
müzikali bu sezon boyunca Devlet Tiyatroları İstanbul sahnelerinde izleyebilirsiniz.
Oyunun biletleri için mybilet sayfası : http://www.mybilet.com/event/14847/?
